| |
İYİ ANNE VE BABA OLMANIN 20 YOLU
Gençlerin toplum içinde bize yaşattıkları olumsuzlukları gördükçe herkezin bu
gençlerin ana-babalarını suçladıklarını görürsünüz. Hepimiz şu sözleri hep
duyarız : Anne-babaları bu çocuklara hiç mi terbiye vermemiş? Bunların ailesi
hiç mi ilgilenmiyor bunlarla, böyle sorumsuzca çocuk yetiştirilir mi hiç? Hep
aile suçludur. Eğer onlar çocuklarına yeterli ve mükemmel eğitim verselerdi
çocuklar böyle mi olurdu? Ah şu aileler yok mu, "saldım çayıra, mevlam kayıra"
usuluyle hiç çocuk mu yetiştirilir? Evet okulda yöneticiler ve eğitimciler
onları suçlar, politikacılar onları suçlar, kanun uygulayıcıları onları
suçlarlar. Hep anne-babalar suçlanır. Suçlamak kolaydır önemli olan çözüm
getirmektir. Anne-babalar suçlanıyor ama onların karşılaştıkları problerde
onlara kim yardımcı olacak. Onlar neyi yanlış yaptıklarını, nasıl yapmaları
gerektiğini nereden öğrenecekler!
" Karanlığa küfredeceğine bir mum da sen yak." Konfüçyüs
Maalesef anne-babalar suçlanır ama eğitilmez. Her yıl milyonlarca genç çift,
en zor meslek sayılan anne-babalığı üstlenir. Tümüyle aciz ve çaresiz bir
bebekten, katılımcı, üretici, iş birliğini ve insanlara yardımı seven, vatanı
için çalışmaya azimli insanlar yetiştirme sorumluluğunu yüklenir. Bundan daha
zor ve özveri isteyen bir meslek var mıdır? Kaç anne-baba bu meslek için
eğitilmiştir? Şu an çalıştığımız işlerimizi yapabilme adına her birimiz bir
eğitimden geçmişizdir. Dört, beş yıllık fakulteleri bitirmeden hiçbir işin
sertifikasını bizlere veremiyorlar ama anne-baba olma sertifikası almadan
çocuklar yetitiriyoruz bunun sorumluluğunu kim taşıyacak, yalnızca anne-babalar
mı?
Bu gün ergenlik çağına gelen binlerce genç kendilerine göre geçerli
nedenler yüzünden anne-babalarını "işten atmışlardır":
"Annem-babam benim
yaşımdaki gençleri anlamıyor."
"Her gece eve döndüğümde konferans dinlemekten
bıktım."
"Anne-babama hiçbir şey anlatmam. Anlatsam da
anlamıyorlar."
"Keşke annem-babam beni rahat bıraksa."
"En kısa zamanda
evden ayrılacağım. Her konuda sürekli başımın etini yemelerine
dayanamıyorum."
Bu çocukların anne-babaları, dile getirdikleri aşağıdaki
sözcüklerle çocukları tarafından "işten kovulduklarının" farkına vardıklarını
göstermişlerdir, artık onlar üzerinde tesir güçleri kalmamıştır.;
"On beş
yaşındaki oğlumu artık hiç etkileyemiyorum."
"Onunla uğraşmaktan artık vaz
geçtim."
"Nereye gittiğini, ne yaptığını anlatmıyor.Ona nerdeydin diyorum;
beni ilgilendirmediğini söylüyor."
"Bizimle konuşmuyor. Biz konuşmaya
çalışınca; "rahat bırakın beni" diye çıkışıyor.
Neden bu kadar çok sayıda
genç anne-babalarına "düşman" olarak görmeye başlıyor? Neden bugün evlerde
kuşaklar arası ayrılık bu denli yaygın? Neden toplumumuzdaki anne-babalar ve
çocuklar kelimenin tam anlamıyla birbiriyle savaşıyorlar? Ne yapmamız
gerekiyor?
Seminerlerimizde "ilk çocuk sayesinde deneme-yanılma yoluyla
anne-babalığı öğrendiğimizi, daha sonrakilerde aynı hatalı davranışları
sergilemediğimizi" ifade ettiğimizde anne-babalar acı-acı gülümsüyor. Onların bu
durumu bizi de derinden yaralıyor. Bu çalışmamızla toplumumuza sevgi dolu,
mutlu, insanlarla barışık, sorumluluklarının bilincinde, ülkesi için çalışmaya
azimli gençler yetişmesinde katkısağlayabilirsek, bahtiyar olacağız. Bu duygu ve
düşüncelerle böyle bir gayret içine girdik inşallah Allah bizi mahçup etmez.
ÇOCUKLARIMIZIN BİZİ NASIL MUTLU EDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYOR,FAKAT ONLARI NASIL MUTLU EDECEĞİMİZİ HİÇ DÜŞÜNMÜYORUZ.
Ah Ya Rabbi! Bu
zamanda mesut insanlar ne kadarda azaldı. Kimi işinden kimi eşinden, kimi
arkadaşından, kimi komşusundan şikayetçidir. Kimi para ve mevki peşinde
koşmaktan, kimi falanca zengine kızmaktan kendini yer bitirir.
Eğer elimde
olsaydı, mutsuz ve memnuniyetsiz insanlara çocuk yapmalarını yasaklardım.
Kocasını sevmeyen kadın kendisine arkadaş olsun diye çocuk doğurur. Bir başkası
"çocuğu yok" demesinler diye çocuk yapar. Kimi de "yaşlandığım zaman bana
baksın" diye çocuk ister.
Hayal kırıklığına uğramış, hayatta umduğunu
bulamamış kimseler, hayallerini gerçekleştirmek için çocuğu kullanırlar. "Benim
yapamadığımı çocuğum yapacak, benim olamadığımı çocuğum olacak" derler.
Bence
esas hata şuradadır. Biz; çocuklarımızın bizi nasıl mutlu edeceklerini
düşünüyor, fakat onları nasıl mutlu edeceğimizi hiç düşünmüyoruz. Çocuğu istesin
veya istemesin, sevsin veya sevmesin, bir sürü şeyler öğretiyoruz. Neden ? "Ne
harika çocuğu var" desinler diye!
Ne olur! "çocuğunuzu ihtiraslarınıza kurban
etmeyin!"
*BİR ANNEYE MEKTUPLAR adlı kitaptan
Hiç birimiz mükemmel değiliz; ama çoğu zaman başkalarından ve özellikle
çocuklarımızdan mükemmel olmalarını isteriz.
Anne-Babanın görevi çocuğunu keşfetmek, onda olan yeteneklerin gelişmesini
sağlamaktır; yoksa onu her yaptığından dolayı eleştirmek değil.
ANNE-BABALARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN BAŞLICA NOKTALAR.
ÖNCE ÇOCUĞUNUZU İYİ TANIYIN !
Anne-babalar özellikle çocukları tanımalı,
onları ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirmelidir. Bu konuda kendi tutku
ve arzularına göre değerlendirme yapmamalıdır. Çocukların çeşitli derslere olan
yetenekleri ayrı ayrıdır. Her dersten aynı başarıyı beklemek, çocuğu
kabiliyetinin olmadığı bir sahada zorlamak ve onu boşu-boşuna gerilim ve stres
içine atmak demektir. Bu durumdaki bir çocuğun mutlu ve huzurlu olması mümkün
değildir. Yetenekleri yeterince işlenen her insan mutlu olur. Mutlu olan her
insanda başarılı bir yol tutturur. Fakat başarılı olan her insan mutlu değildir.
Çocuklarımızın mutluluğu bizce her şeyden daha önemli olmalı.
SEVGİNİZİ ARTIRMANIN 55 YOLU
1- Onu sevdiğinizi ve ona değer
verdiğinizi sık- sık belli edin
2- Ona ara sıra özel bir hediye verin
3-
Bir arkadaşa ihtiyacı olduğunda mutlaka onun yanında bulunun
4- Ona her zaman
için vakit ayırın
5- Sık- sık onunla yürüyüşe çıkıp konuşun
6- Birlikte
yemek- yemek için dışarı çıkın
7- Özel günlerinde kesinlikle hatırlayın
8-
Konuşurken tamamen onu dinleyin
9- Konuşurken tamamen samimi konuşun
10-
Ona kesinlikle yalan söylemeyin
11- Konuşurken kesinlikle gözüne bakın
12-
Onun iyi özelliklerini keşfetmeye çalışın
13- Onun üzüntülerini ve dertlerini
dinleyin
14- Onun size tamamen güvenmesini sağlayın
15- Boş zamanlarınızı
ona ayırmaya çalışın
16- Onun için fedakarlıkta bulunmaktan kaçınmayın
17-
Onun arkadaşları ile tanışın
18- Tatil için birlikte program yapın
19-
Uzun süre ayrı kalmayın
20- Onu anladığınızı hissettirin
21- Onun
sevmediği şeyleri öğrenin
22- Onu değiştirmek yerine önce kendinizi
değiştirmeyi düşünün
23- Onun hoşuna giden şeylerin bir listesini
yapın
24- Yarınlar için birlikte plan yapın
25- Hayal ve düşüncelerinizi
onunla paylaşın
26- Ona kızdığınızda onunla hemen konuşmaya çalışın
27-
Yaptıkları hakkında tahminde bulunmak yerine onunla iletişim kurun
28- Onun
kaygılarını anlamaya çalışın
29- Onunla bir çok ortak yönünüz olduğunu
düşünün
30- İyi yönlerini sık- sık aklınıza getirin
31- Onu her zaman için
kontrol etmeye çalışmayın
32- Kendini ifade etmesine sık- sık izin
verin
33- Onun hayatındaki zorlukları sık- sık hatırlayın
34- Başarılarını
takdir edin
35- Yanında olduğunuzu hissettirin
36- Duygularına öncelik
tanıyın
37- Onu olduğu gibi kabul etmeye çalışın
38- Onu toplum önünde
eleştirmeyin, ona kötü söz söylemeyin
39- Onun için özel olan nedir ? Onu
bulun
40- Onun sevdiği şarkıları öğrenin ve birlikte dinleyin
41- Ona bir
kitap alın ve onun için imzalayın
42- Ona iltifat etmeyi unutmayın
43-
Hata yaptığınızda ondan gecikmeden özür dileyin
44- İyiliği karşısında
teşekkür etmeyi unutmayın
45- Hatalarını büyütmeyin ve ona karşı hata
yapmamaya çalışın
46- Onun hakkında iyimser olun , iyi düşüncelerinizi
pekiştirin
47- Onun hakkındaki iyi düşüncelerinizi diğer insanlara
söyleyin
48- Gücendiğinizde ondan kaçmaya çalışmayın
49- Onun yerine sık-
sık kendinizi koyun
50- Endişelerinizi rahatça söyleyin
51- Ona biraz daha
zaman tanıyın
52- Onun için yaptıklarınıza bir yenisini ekleyin
53- Her
şey bittiğinde ona bir şans daha tanıyın
54- Hayatınızın her aşamasında onu
da düşünün
55- Kişiliğine önem verin , duygularını anlamaya çalışın
ÇOCUKLARIN OYNAMASI, ARKADAŞLIKLARI VE ARKADAŞLARI .
"Oynamayan at tay olmaz." Türk Atasözü
Oyun, çocuğun gelişmesi ve kişilik
kazanması için sevgiden sonra gelen ikinci en önemli ruhsal besindir. Sevgiden
yoksun bir çocukluk gibi oyunsuz bir çocukluk da düşünülemez.
" Çocuk ruh
sağlığı sevilmek ve oynamaktır." Atalay Yörükoğlu
Çocuğun oyun oynaması, onun
gelişimi açısından çok önemlidir. Çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir,
yetenekleri serpilir, becerisi artar. Çünkü oyun çocuğun en doğal öğrenme
ortamıdır. Duyduklarını gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini
pekiştirdiği bir deney odasıdır.
Oynayan çocuk, kendi küçük dünyasındadır. O
dünyaya kendisi egemendir. Kurallarını kendisi koyar ve kendisi bozar. Karışmaya
kalkan olursa sinirlenir. Kurdukları oyunu, yerleştirdikleri eşyaları
değiştirmeyi bir deneyin, hemen tepki gösterirler. Diktikleri kuleyi yanlışlıkla
devirseniz yeniden yapılamazmış gibi ağlarlar.
Oyun, çocuğun dili ve en
etkili anlatım aracıdır. Oyun aracılığı ile üzüntülerini,kaygılarını,
korkularını dile getirir.
Oyunlarında büyükleri taklit ederler. Bebeğini
sallayan, giydirip besleyen, yatağına yatırıp ninni söyleyen bir küçük kız,
annenin yavrusuna verdiği bakımı ayrıntılarıyla uygulamaktadır. Bebeğiyle
konuşurken söylediği sözlerin kendi annesininkilere benzediği de gözden kaçmaz.
Azarlayışı, avutuşu, okşayışı ve sözlerinden kendi annesini sahnede oynadığını
sanırsınız.
Oyun çağındaki çocukların arkadaş edinmesi, ördek yavrularının
suya dalar dalmaz yüzmeleri gibi doğal bir iştir. Yeter ki çocuk, yaşıtlarıyla
kaynaşabileceği ortamı bulsun. Bir araya gelen iki çocuk daha birbirinin adını
öğrenmeden oynamaya koyulurlar. Ancak birlikte oynayabilmek için, oyuncakları
paylaşmak, oyun kurallarını bozmamak gerekir. Başlangıçta çekişme, ikişme ve
bozuşma olağandır. Ama bozuşmalarıyla barışmaları bir olur. Oyunun tadı
bencilliği geriye iter. Oyunun çekiciliği üç yaşından başlayarak çocukları iş
birliğine iter. Böylece oyun, çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde
en doğal ortam olur. Oyun aracılığıyla gelişen arkadaşlık ilişkileri giderek
toplu oyunlarda daha düzenli bir arkadaşlığa yol açar.
Oyun çocuğun en güçlü
ve doğal dürtülerinden biri olan saldırganlık dürtülerini boşaltmasına da yarar.
Kendisine uygulanan cezaları hayalde de olsa başkalarına uygulayarak, doktor
olup iğne yaparak, polis olup suçluları yakalayarak bu dürtülerine uygun bir
çıkış yolu bulur. Yalandan ölür ve öldürür.
Çocuğun oyunlardaki davranış
biçimi aile içinde aldığı eğitimi yansıtır. Evde her istediği yapılan, bir
dediği iki edilmeyen çocuk başlangıçda zorluk çeker. Bencil davranır, paylaşmaya
yanaşmaz. Çocuk küser, mızıkçılık eder. Zora gelince büyüklere sığınır.
Özellikle ev dışında yaşıtlarıyla oynama olanağı bulamayan çocuklarda sıklıkla
görülür. Oyunda hep saldırgan ve bencil davranan bir çocuk da, anababa tutumunu
oyuna aktarıyordur. Ya da evde sindirilen kısıtlanan bir çocuktur. Oyunda hep
silik kalan, başkalarını izleyen bir çocuk da bağımlı yetiştirilmesini
yansıtıyordur. Evde kazanılan olumlu olumsuz kişilik nitelikleri oyunda sınanır.
Oyun, kazanılan olumlu özelliklerin pekiştirildiği, geliştirildiği bir ortamdır
aynı zamanda. Olumsuz niteliklerin de değişmeye uğradığı bir deneme alanıdır. Bu
nedenle oyunun çocuk için eğitici, düzeltici bir işlevi vardır. Kendi hakkını
korumak, başkalarının hakkını gözetmek, iş birliği ve paylaşma evde değil, ancak
oyun ilişkilerinde kazanılan toplumsal özelliklerdir.
Oyun okul öncesi
yaşlarının tek uğraşıdır. Ancak okula başlamakla oyun gereksinimi sona ermez.
Çocuk büyüdükçe, gelişim düzeyine göre biçim değiştirerek sürer gider. Bu
nedenle okulu oyun çağının sonu gibi görmek yanlıştır. İlk öğretim çocuğunu
"oyundan kesmek", oyundan alıkoymak yanlıştır. Çocuğu öğretmeden soğutmanın en
kestirme yoludur. Bunun yerine oyunu, öğrenmenin yardımcısı ve aracısı kılmak
gerekir. Oyuna doymamış bir çocuk okuldaki öğretime hazır
değildirdir!
Arkadaş ilişkileri çocuğun evinde karşılanamayan en önemli
gereksinimlerinden biridir. Arkadaş edinmek ve ilişkiyi sürdürmek belli bir
olgunluk ister. Bu bakımdan bir kimsenin ruhsal olgunluğunu kurduğu
arkadaşlıklara bakarak anlayabiliriz. Hiç arkadaşı olmayan bir kimsenin önemli
ruhsal sorunları olduğunu duraksamadan söyleyebiliriz. Gerçekten çocukluğun en
ağır ruhsal bozukluğu olan içe kapanıklık hastalığında, en belirgin özellik
yaşıtlarına karışmamak, arkadaşlık edememektir.
Kimi ana-baba çocuğun
yaşıtlarıyla oynamasını bilerek engeller. Çocuğuna hem ana-baba hem de arkadaş
olabileceğini sanır. Çocuğuyla yer, içer, oynar, onu gezdirir. Ama yaşıtlarıyla
ilişkisini ya açıktan yada dolaylı olarak kısıtlar. Çeşitli oyuncaklar alınır,
evde oyalamak için aşırı çaba harcanır. Çocuk yaşıtlarının oyununu camdan izler.
Bir süre sonra, örneğin okul çağında, istese de arkadaşlığa nasıl başlayacağını
bilemez. Evde oturmayı yeğler.
Bir çocuğun hiç arkadaşı yoksa ve kendini özellikle yalnız ve sosyal açıdan
yetersiz hissediyorsa, kaygı duyulacak bir durum söz konusudur.
Çocuğunuz arkadaşsız kalmışsa ve bundan dalayı acı çekiyorsa, olabildiğince
çabuk müdahalede bulunmalısınız.
Arkadaşlık çocuğa toplumsal yaşamında gerekli olan uyumlu ilişkileri ve
işbirliğini öğrettiği gibi, ezmeden ve ezilmeden yarışma yeteneğide kazandırır.
Önder olma, yönetme, belli bir amaca yönelik takım çalışmasına katılabilme,
sorumluluk alabilme gibi evde kazanılması mümkün olmayacak yetenekler arkadaşlık
ilişkileriyle kazanılabilir.
Arkadaş ilişkileri çocuğa kendi-kendini gerçekçi
olarak değerlendirme olanağı verir. Başkalarına bakarak kendini tartar.
Beğendiği ve beğenmediği özellikler biçimlenir. Arkadaşlarıyla ortak yanlarını
ve ayrıldığı yönleri görür. İnsanlarda beğenmediği özellikleri hoş görüyle
karşılamaya alışır. Arkadaş ilişkilerini sürdürmek bencilliğin yenilmesine
bağlıdır. Karşılıklı alıp verme ve özveriyi gerektirir.
Çocuklarımızın okul
yada çevreden edindiği arkadaşlarına saygı gösterilmelidir. Değilse, bizlerden
gizli olarak, dilemediğimiz kimselerle ve dilemediğimiz yerlerde, hoş
göremeyeceğimiz arkadaşlık biçimi geliştirebilirler. Ne kadar istesenizde,
çocuğunuzun sınıftaki başka bir çocukla oyun oynamasını kesinlikle yasaklamayın;
çünkü böyle bir yaklaşım ulaşmak istediğinizin tam tersi bir sonuç doğurabilir.
Çocuğunuza karşı dürüst olun. Beğenmediğiniz arkadaşı hakkındaki kaygılarınız
anlatarak, başka bir çocukla oyun oynasının neden daha iyi olacağını açıklayın.
Ana-baba ocağında iyi eğitilmiş bir çocuğun kötü arkadaşlara uymasından
korkmamalıdır. Bir bakıma arkadaşsızlık, kötü arkadaşları olmasından daha
sakıncalıdır. Çocuk arkadaşlarının yoluna gidiyor, onlara körü-körüne uyuyorsa
önce evde edindiği eğitimde bir eksiklik aramak daha doğru olur. Her çocuk
deneye deneye birazda kendi eğilimine uygun arkadaşlar bulur. O zaman ne
yapmalıyız? Çocuğunuzu bir arkadaşlıktan vazgeçirmenin yollarından biri de, onun
daha iyi başka bir arkadaşlık kurmasını teşvik etmektir. Alternatifini koymadan
yasak getirmemelisiniz. Çünkü yapılmasını doğru bulmadığımız şeyleri kesin bir
dille menetmek çözüm değildir. Niçin yapılmaması gerektiğini ona mantıki ve
hissi delillerle izah etmeliyiz. Yoksa insanlar men edildikleri şeylere karşı
daha fazla isteklidirler. İnsanları yanlışlarından vazgeçirmek için, onlara daha
iyi bir alternatif sunmak lazım.
BİR HİKAYE
Fakir bir kız çocuğu, yere atılmış bir şekeri görür. Hemen onu alıp ağzına
götürürken, oradan geçen birisi durumu görür, koşar. "At onu yere, pistir, hasta
olacaksın!' Derse de çocuk şekere daha fazla sarılır. Adam bir anda ne yapılması
gerektiğini anlar. Hemen orada bulunan bir şekerci dükkanına dalar, bir çikolata
alarak kıza uzatır ve "al bunu ye, at o şekeri yere" der. Çocuk hiç duraklamadan
şekeri fırlatır ve çikolatayı alır; adama sevinç dolu gözlerle bakar.
Çocuğun arkadaşlık ilişkileri ana-babanın denetimi dışında tutulmalıdır demek
de doğru olmaz. Ne varki, oyun gibi arkadaşlık da çocuğun ev dışındaki
özgürlüğünün bir ürünüdür.
Çocukların arkadaşlığa verdikleri önem çok
büyüktür. Arkadaşlarca aranıp benimsenmek çoğu kez büyüklerce beğenilmek veya
derslerde başarılı olmaktan önde tutulur. Gerçekten çocuklar arasınada yürütülen
araştırmalarda en beğenilen, en çok oy toplayan arkadaşların, en uyumlu çocuklar
olduğu ortaya çıkıyor. En beğenilenler; canlı, dışa dönük,atılgan, bağımsız,
neşeli ve iyi huylu çocuklardır. Bu çocuklar zeka ve başarı yönünden ortalamanın
üstünde olmakla birlikte en zeki ve en yetenekliler arasında değildirler.
Övüngen, üstünlük taslayan, gürültücü, mızıkçı ve saldırgan olanların en az
beğenilen arkadaşlar olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?
ÇOCUK: "ONLARI ÇOK SEVİYORUM AMA, AH ŞU KIYASLAMALARI YOK MU ÇILDIRTIYOR
İNSANI."
Anne-babalar, her çocuğun kendine özgü niteliklerle donanmış ayrı bir birey
ve keşfedilmeyi bekleyen ayrı bir dünya olduğunu düşünerek diğer çocuklarla ve
kardeşleriyle kıyaslama yoluna gitmemelidir. Kıyaslamalar kıskançlık
yaratır.
"Senden temiz giyindiği için kardeşini daha çok seviyorum" yada
"Onun notları seninkinden daha iyi" gibi kıyaslamalar, çocukta kıskançlık
oluşturur. Kıyaslama yerine çocuktan istediğimiz davranışların neler olduğunu
ona duyurmak yada sezdirmekle yetinmeliyiz.
Kardeşler arası geçimsizlik
olduğunda taraflı davranılmamalıdır. Özellikle kız-erkek, büyük-küçük ayrımı
yapılmamalıdır.
KISKANÇLIK
Çocuklarda ilk kıskançlık ikinci çocuğun doğumuyla başlar. O güne kadar evin
sultanı olan bebek ikinci dereceye düşer ve bu durum onu kızdırmaya
başlar.
Çocuk kardeşine saldırgan davranışlar ( vurma, ısırma gibi) şeklinde
yada tam tersi aşırı sevgi şeklinde kendini gösterebilir. Tekrar ilgiyi kazanmak
için gerileme davranışları (alt ıslatma, tırnak ısırma, parmak emme gibi)
gösterebilir.
Bunları azda olsa önleyebilmek için;
1- Daha yeni birey
doğmadan büyük kardeş bu yeni kardeşine karşı sevgi dolu hislerle
hazırlanmalıdır.
2- Bebeğin beslenmesi, temizlenmesiyle ilgili küçük
sorumluluklar vermek
3- Bizim yardımımız olmadan bebeğin yaşayamayacağını,
hiçbir şey yapamayacağını sezdirmek ve onunda yardımını sağlamak en iyi
yollardan biridir. Böylece çocuk kendisinin ağabey yada abla olduğunu öğrenecek,
ev içindeki birinciliği sürdürmek için bebeği hoş tutacak, ona iyi davranacak ve
görüp gözetecektir.
4- Onun yanında yeni doğan bebeği çoşkulu bir şekilde
sevmemek.
5- Ayrıca ikisine de eş değer giysiler alınmalıdır.
Çocuğun
kardeşi olması onun geçmesi gereken önemli bir deneyimdir. Çocuk bu sayede
sosyalleşme, paylaşma gibi önemli kişilik özelliklerini kazanır. Küçük kardeş
olayından 5 yaşından küçük çocuklar daha fazla etkilenmektedir.
ÇOCUKLARIN GİYİM VE
HARÇLIĞI.
Çocuklarımızın giyim ve harçlığı,
arkadaşlarının derecesinden aşağıya düşmemeli, yukarıda çıkmamalıdır. Eğer daha
düşük olursa; arkadaşlarını yanında ezilir ve onların arasına karışamaz kendine
güvenerek hareket edemez. Ayrıca hırsızlık gibi istenmeyen yollara başvurmaya
kalkabilir.
Eğer daha yüksek olursa; arkadaşlarına bu durumuyla caka
satabilir. Onlara kendisinden daha düşük seviyede olan insanlar şeklinde
davranabilir. Bu durumda arkadaşlarını ona karşı cephe almalarına ve onu
dışlamalarına sebep olabilir. Ayrıca gereksiniminden daha fazla bir miktarda
harçlık alan çocuk, gereksinimlerini karşıladıktan sonra elinde kalan bu parayı
başarılı bir şekilde kullanamaz. Var olan kalem ve silgilerinin yanına
yenilerini ekler. İsraf ve doyumsuzluk böylelikle başlar. Bu sebeble çoğunlukla
ekonomik koşulları iyi olan ailelerde anne-babalar, çok para vererek
çocuklarının mutluluğu yerine, mutsuzluğuna ve doyumsuzluğuna sebep
olmaktadırlar.
İlkokulun ilk sınıflarındaki çocuklara cep harçlığının
"günlük" verilmesi daha uygundur. Bu paranın hangi ihtiyaçlar için verildiğinin
de çocuğa izah edilmesi gerekir. Büyüdükçe gün aşırı yada iki gün aşırı
verilmeye başlanmalı daha sonra haftalık verilmelidir.
Harçlık
verirken;
a) Kardeşler arasındaki denge ve istikrar korunmalı,
b) Çocuğa
her istediğinde harçlık verilmemeli,
c) Harçlığın iyi kullanılması yolunda
çocuğa yardımcı olunmalıdır.
KELİME HAZİNESİ GENİŞ VE GÜZEL KONUŞAN BİR
ÇOCUĞUNUZ OLMASINI İSTEMEZ MİSİNİZ?
Her kez bir ağızdan "Bunu kim istemez"
diyordur. Hepimiz böyle çocuklara sahip olmak elbette isteriz. O zaman Profesör
Farley' in sözlerine kulak verin: " Eğer bütün gün çocuğu televizyon önüne
bırakır, onunla yeterince konuşmazsanız çocuğunuzun konuşması elbette
gecikecektir."
Ayrıca Çocuk psikolojisi uzmanı Prof. Lallery Ferson
tarafından 2000 çocuk üzerinde yapılan bir araştırmaya göre:
12 aylık
çocuklar ortalama 0 ile 50 arası kelime konuşurken,
24 aylık çocukların
bildiği kelime sayısı 50 ile 600 arasında.
Yapılan bu araştırmaya katılan
çocukların aileleri incelendiğinde ; çocukların kelime hazinelerinin
zenginleşmesinde anne-babanın bilinçli yaklaşımının ve bulundukları çevrenin
rolünun katkısı kesin bir şekilde ortaya çıkıyor.
Anne-baba olarak bizler
çocuğumuzun konuşması adına onu teşvik etmeli, ona zaman ayırıp onunla bol-bol
konuşmalıyız. Hayal dünyalarını bizimle paylaşmalarını sağlamalıyız.
Bunun
bir diğer yolu da ona rahat soru sorma imkanı sağlamaktır. Çocuk sorduğu
sorularla kendini ifade eder ve aldığı cevaplarla zihnindeki karışıklıklara
açıklık getirir. Çocuğun zihnindeki bilgiler ne kadar netse çocuk o kadar güzel
ve anlamlı cümleler kurar. Bizler çocuğumuzun soruları karşısında bunalıp ta
"Yeter artık"
"Kafamı şişirip durma" gibi sözlerle onun soru sormasını ve
konuşmasını engellemediğimiz müddetçe çocuklarımız harika
konuşacaklardır.
Konuşmayı geciktiren öğeler;
1- Anne-babanın yeterince
sevgi ve şevkat göstermeyip yeterince destekleyici olmamaları.
2- Kendisinden
sonra küçük bir kardeşinin olması kardeş kıskançlığına neden olu ki bu nedenlede
bebeğin konuşması gecikebilir.
3- Geçirilen kazalar da duygusal şoklara sebeb
olarak konuşmayı geciktirebilir.
4- Ailede sürekli tartışmaların, kavgaların
olduğu, dilin bir kavga aracı olarak kullanıldığı ortamlarda da bebekte konuşma
isteği gelişmeyebilir. Konuşmaya karşı olumsuz tavır takınılır ve konuşma
gecikebilir.
5- Çocuk isteğini daha tam anlatmadan isteği ve ihtiyaçları
anne-baba tarafından anlaşılıyor ve anında karşılanıyotsa, çocuğa kendini ifade
etme fırsatı verilmiyorsa çocuğun konuşması için bir sebeb kalmaz, bu durumda da
çocuk 3-4 yaşına gelse bile hala konuşmayı öğrenmeyebilir.
6- Konuşmayı
geciktiren diğer bir öğe de, anne-babanın çocuğun çıkardığı seslere tepkisiz
kalmaları ve onunla yeterince ilgilenmemeleridir. Çocuk çıkardığı sesin çevrede
bir etki bırakmadığını görünce konuşma isteği duymayabilir, bu durumda da
konuşma gecikebilir.
|
|
|